Nasıl geçti habersiz?

12.08.2020

Eksiğiyle, fazlasıyla bir bayramı daha geride bıraktık. Daha önce hiç kimsenin tecrübe etmediği kadar farklı geçti bu kurban bayramı. Namazdan sonra camiden çıkıp bu kez kesim yerine değil de, eve gittiğimde geldi bütün bu burukluklar gözümün önüne.

 

Çocukluğumun kurban bayramları benim için (muhtemelen pek çok çocuk için de) hesaplanabilir bir ritüel gibiydi. Bayram namazını kıldıktan sonra, büyüklerimizin peşine takılır, kurban ibadetini gerçekleştireceğimiz alana giderdik. Kurbanlıkların kurban edilmesinin ardından evlerimize gider, temizlenirdik. Bütün aile dedemin evine peyderpey gelirdi. Bayramın aksiyoner kısmı ondan sonra başlardı. Dağıtılmak üzere taksim edilen kurban etlerini taşıyabileceğimiz kadarıyla yüklenirdik. Konuşarak, eğlenerek, dar sokaklardan yürür, mahalleler aşardık. Uzak, yakın onlarca akrabaya, tanıdığa dağıtır; selâm ulaştırır; dua toplardık. Benim için kurban bayramlarının bu bölümü çok dokunaklıydı. Hakke’l-yakîn bir eğitim bundan daha güzel verilebilir mi, bilemiyorum. Kurbanın anlamını, paylaşmayı, hatırlamayı, bir arada olmanın önemini, topluma faydalı olunacak şifreleri zihin dünyamıza yerleştiren zamanlardı.

 

Bu yıl kurbanları (virüsten dolayı) kesmek yerine, bağışlamanın daha isabetli olacağına karar verdi aile büyükleri. Kurbanımızı elimizle kesmedik. Kimsenin yüzünü görmedik. Evimizde oturup komşu çocukların şeker istemeye gelmelerini bekledik. Onlar da gelmedi.

 

Kanepede oturup gözümü yirmi yıl geçmişe dikmiş, belli belirsiz aralıklarla, soğumakta olan çayımı yudumlarken bunları düşündüm bu yıl.

 

Gelecek yıl neler olacağını kimse hesaplayamıyor. İyimser bakanlar da var, daha kötüye gidebileceğini ima edenler de… Netice nereye sürüklenirse sürüklensin, bu fetret dönemini daha uzun süre yaşayacağız gibi görünüyor. Yaşımız kaç olursa olsun “eski bayramlar”ı hasretle arayan bir milletiz zaten. İnşaallah öyle güzel, bereketli bayramlar yaşarız ki, bundan sonra hep geleceği bekler dururuz…