Keddie Mercury’nin Sırrı

01.03.2020

Gecenin bir yarısı kedim Keddie Mercury kulağıma fısıldadı: “Gel benimle.”

 

Uyku sersemi bir halde “Ne? Nereye?” diye sordum.

 

“Şşşt!” dedi öfkeyle. “Sessiz ol. Beni takip et, kimselere görünme.”

 

Sıcak yorganımı bir kenara atıp patilerini yere hafif hafif değdirerek yürüyen Keddie’nin peşinden gittim. Ablamın odasının yanından geçtikten sonra yatak odasına girdik. Anne ve babam uyuyordu. Keddie bizi duymamaları için halden hale girerken ben gayet sakin bir şekilde bir açıklama bekliyordum. Kıyafet dolabına girip sürgülü kapıyı kapattı. “Uzun zamandır içimde tuttuğum bir sır var… Güvenimi kazanmanı bekliyordum. Bugün o balıklı yaş mamayı vererek çok iyi ettin. İki yılın ardından sırrımı seninle paylaşıyorum işte…”

 

Patisini dolabın boş bir kısmına dayadı ve bastırdı. Ortaya bir kapı çıkmıştı. Önünde bir ejderha heykeli duruyordu.  “Hazır mısın?” dedi Keddie ciddi bir ifadeyle.

 

“Yoo.” diye yanıtladım.

 

“Çuval, saçma saçma espriler yapıp durma!”

 

“Çuval mı?”

 

“Ne yani sen bana isim verebilirsin de ben sana veremez miyim? Çuval bizim oralarda çok ünlü bir müzisyendi.”

 

“Sizin oralar…”

 

“Yakında her şey açığa çıkacak…”

 

Ejderha heykelinin gür sesi duyuldu: “Parolayı söyleyin.”

 

“Keddiemercuryaslındavegandır.”

 

“Doğru.” dedi heykel. Kapı ardına kadar açıldı ve sonsuz karanlığa giden yol göründü. Şimdi bir soğukluk hissetmiştim. Dolaptaki elbiseler de sallanıyordu. Şiddetli rüzgar beni geriye doğru iterken Keddie kendinden emin bir şekilde içeri girdi. Biraz yürüdükten sonra geriye bakıp “Çabuk ol!” diye azarladı beni.

 

“Çok karanlık.” diye yakındım.

 

“Kedilerin gece görüşü vardır. Nereye gittiğimi biliyorum.”

 

“İyi de seni göremiyorum ki!”

 

“Dümdüz yol! Söylenmeyi bırak Çuval! Geldik zaten.”

 

Birkaç tıkırtı ve kapı açılma sesi duyuldu. Korkuyla gözlerimi kapattım fakat Keddie beni içeri doğru çekiştirdi. “İşte…” dedi. “Sırrım…”

 

Gözlerimi titreyerek açtım. Gaz lambasıyla aydınlatılan kocaman bir odadaydık. Hayır, buraya oda demek bir hakaret sayılırdı. Salon, köşk, kale, saray diye bağırmak istiyordum! Gotik mimarinin en güzel örneğinin içine düşmüştüm birdenbire. Bu loş ve karamsar ortama bayılmıştım. 

 

Devasa duvarların üstünde devasa lambalarla aydınlatılan devasa tablolar vardı. Hepsi birbirinden farklı olsa da ortak yönlerini hemen fark etmiştim. Resimlerdeki tüm olay örgüsü bir aslanın etrafında dönüyordu. Sarı tüyleri ne de gürdü!

 

“İnanamıyorum…” dedim. “Neresi burası?”

 

Keddie bir resme bakıp iç çekti: “Ne de güzelmişim değil mi? Bak şurada köyümdeyim. Bak Serengeti’ye okumaya gitmişim. Bak ilk avım, ahh o antilop ne kadar lezzetliydi. Hala ağzım sulanır baktıkça. Neyse ki şöyle kanlı bir anı yakalamış ressam. İştahım kabarıyor...”

 

“Güzel bir aslan, fakat seninle ne alakası var anlamadım.”

 

“Zaten hemen anlamanı beklememiştim Çuval. Arada sırada matematik testlerini görüyorum da…”

 

“Ha ha ha… Konuşan bir kedi beni kıyafet dolabına sokup ejderha heykeline şifreyi söyledikten ve buz gibi karanlık bir koridordan beni geçirdikten sonra kanlı resimlerle dolu devasa bir odaya getirip matematik notlarım hakkında söyleniyor. Peki yazılarımı okuyup beni tebrik etmek var mı? Tabii ki yok!”

 

Keddie odada dolanırken ve eşyalara sürtünürken iç çekti: “Konumuza dönelim. Beni almaya geldiğiniz gün bir hikaye uydurdum. İşte yedi aylıkmışım da, kaldığım ev bana bakamamış da falan filan… Siz de hepsine inandınız tabii…”

 

“Yedi aylıkken kimse bu kadar şişko olamaz. Bu konuda bizi kandırabildiğin söylenemez.”

 

“İzin ver bitireyim!” Öfkesini nefes alıp vererek bastırdı. “Dediğim gibi… Size anlattığım hikâye yeterince inandırıcıydı ve hiçbiriniz geçmişimi sorgulamadı. Fakat o sonbahar günü bilgisayarında açık kalan sayfayı görünce artık sır tutamayacağımı anladım. Sen… Serengeti’yi araştırıyordun… İşte o gün sana en sevdiğim müzisyenin adını verdim.”

 

“Daha önce ne diyordun ki?”

 

“Köle! Köle diyordum!” Nefesini tutup ona kadar saydı. “Ben sana burada ne anlatıyorum? Geçmişimi, sırrımı, sana olan güvenimi… Peki neden küçük detaylara takılıp saçma sapan sorular soruyorsun durmadan?”

 

“Köle mi?” dedim hiddetle. Sonra yine saçma bir soru sorduğumun farkına varıp özür diledim: “Affedersin. Devam et lütfen.”

 

“Uzatmaya gerek yok. Ben… bir… aslanım.” Hafifçe kükredi. Daha doğrusu, miyavladı.

 

“Bu rüya sıkıcı olmaya başladı.” dedim göz devirerek. “Tom Hanks falan gelse olmaz mı?”

 

“Evet… evet Çuval, duyduklarını hazmetmek zor biliyorum. Fakat ben Serengeti’nin en güçlü en çevik aslanıydım. 60’lı yılların kralıydım.”

 

“Birincisi: Sen iki buçuk yaşındasın. İkincisi: Resimlerdeki aslan sarı. Üçüncüsü: Evrimle alakalı hazırladığım ödevi mi okudun? Ve… boy farkı?”

 

“Birincisi: Sen öyle sanıyorsun. İkincisi: Afrika’nın güneşi fena yakıyordu. Üçüncüsü: Evet okudum, öğretmenin olsam sana 30 bile vermezdim! Ve… insanların yaşlandıkça küçülmesine tamam, kedigiller küçülünce tencere tavan.”

 

“Anlamsız oldu.”

 

“Kafiye.”

 

Birkaç yanlış anlaşılmayı düzeltince Keddie ve ben küçük sırrımızı kimseye söylememeye yemin ettik çünkü kedi fikrine dahi alışamamış olan annemin aslan beslemeye pek sıcak bakacağını zannetmiyordum.  Odamıza dönünce de uykumuza kaldığımız yerden devam ettik.

 

Ha bu arada Keddie Mercury’nin ismi artık Lionardo Dicaprio.