Dibace

27.01.2020

Merhaba.

 

Herhangi bir mecrada açılış daha sonra da illa ki elbet bir gün -kaçınılmaz sondur- kapanış yazıları yazmaya bayılırım. Çünkü okur her iki durumda da ya çok ilgilidir yahut da ortalıkta yoktur. Dolayısıyla beni okurken çok bir beklenti içinde olmayacaklardır; zira ya okunacak çok yazı vardır ya da zaten hiç okumayacaklardır.

 

Bu satırları yazdığım ortamı görseniz ağlardınız. Ben gördüm, ağlamadım çünkü ortam buna müsait değil. Tabi müstear bir kimse olarak çok da ayrıntı verebilecek durumda değilim mevkiim hakkında. Mevkii derken koltuk makam falan fistan değil yani vaka yeri, vuku bulma mefhumunda... Mefhum derken fehimti yani. Her ne ise. Bu böyle gider, hep gitmiştir de zaten.

 

Emin olabileceğiniz tek şey küçük bir salonda onlarca kişinin arasında aşırı sıkıcı bir toplantının ortasında, toplantı gereği not alıyormuş pozu kesmek suretiyle bu yazıyı yazmakta olduğumdur. Hakikaten güç şartlar altındayım. Her şey bu yeni yazın dünyasında bulunmam için araya giren milyonlarca hatırlı kimseler sayesinde.

 

Böyle bir dibeysten (bir tanış “dibace” lafzını sehven “dibeys” deyu okumuştu vaktiyle, ona da buradan çok selam.) sonra mündemiç olduğumuz WEB sitesinin ismine itirazım mahfuz olmakla beraber, bir süreliğine, düzensiz aralıklarla bu civarda olacağımı başta kendime olmak üzere yalnız ve güzel ülkemin bir kısım vatandaşlarına sessizce ve fakat azıcık da mesut bir şekilde duyururum.

 

Unutmadan; “gönül mazhardır envar-ı cemale / gönül güldür, gönül güldür cemale”.

 

Hak, dost!