COVID19 vs ÂDEMOĞLU20

19.07.2020

Koronavirüs dünyayı kasıp kavuruyor. Şu günler itibariyle, Covid19’a yakalanan insan sayısı milyonları geçti. Virüs öldürüyor bedenlerimizi.

 

Bedenlerden zaten vazgeçtik de, ruhlarımıza kastedenlerin çetelesini tutamıyoruz. Zira iki bin yirmi model insanın, kendi türüne verdiği zarar, virüslere falan rahmet okutturuyor. Ruhlarımıza zerk edilen trend topic özgürlükler (biz evde kendilerine prangalar olarak sesleniyoruz) o kadar bulandırdı ki kafalarımızı, neye şaşıralım, hangisini dert edinelim diye ağzımızı birer karış açmaktan geri duramıyoruz. Bir şey oldu bu insanlığa. Nazar falan değdi aslında ama öyle “mavişli” falan değil. Bu, kıpkırmızı bir nazar. Şeytan nazarı diyeceğim, kızmazsanız. (Öyle ki, bu yazının içeriğini üç kere, başlığını iki kere değiştirtti.)


Yakın geçmişte dertlerimiz yine çoktu ama bugünkü kadar ürkütücü değildi. Mesela babam televizyonun şifresini belirli günlerde, belirli programlarda açardı. Derdi büyüktü ve kimse ürkmüyordu. Abilerimizin derdi mitinglerdi; insan haklarıydı; mazlumlar ve mağdurlardı. Başörtümüze uzanan ellerdi bazen derdimiz. Hakan abinin gazeteye banka reklamı almamasıydı. Çocuklara Müslüman isimleri vermekti. Gâvur mallarını boykottu. İşte bunlar gibi uzayıp giden listeler, bizi sindirmek bir yana, bazı durumlar için perçinliyor, direncimizi artırıyordu.


Ama günümüzde, dertlerimiz o kadar ürkütücü hâle geldi ki, sesimizi ya kestik, ya da cılız bir şekilde vicdanımız sızlamasın diye çıkartıyoruz. Ahlâksızlıklar, sapkınlıklar, ilkesizlikler artık hassasiyetli insanları bile bastırır durumda. Dünya, planlı bir şekilde o kadar ürkütücü bir duruma yönlendirildi ki, normal tepkilerde bulunanlar garipsenmeye başlandı. Çağ dışı ilan edildiler. Özellikle cinsiyet meselesi üzerinden, bütün ahlâksızlıklar hanemizin orta yerine kadar girmeye başladı. Bir taraftan K-Pop çılgınlığıyla benzeri görülmemiş bir cinsiyetsizlik projesi çıktı ortaya. Cinslerin ve farklılıkların bir önemi olmadığını yerleştirdiler çocukların zihinlerine. (Konuyla ilgili İsmail Kılıçarslan’ın köşesinde kaleme aldığı yazılara bakılabilir.) Özel bir lisede görev yapan bir tanıdığım, iki kız öğrencisinin birbirlerine veda ederken uygunsuz bir şekilde öpüşüp sonra çekip gittiklerini görünce yanına çağırmış çocukları. Neden böyle bir şey yaptıklarını sorunca da, çocuklar neden garipsendiklerini anlamaya çalışmışlar ve bunun normal bir şey olduğunu söylemişler. (Başta anlatmak istediğim ürkütücü olan kısım burasıydı. Yani bütün bu zırtapozlukların olması bir yana, görebildiğim kadarıyla, çocuklarımızın bir kısmı bazı şeyleri zaten doğal zannetmiş ve kabullenmiş bile.)

Bunları hafifmeşrep dertler olarak varsayıp, kültür dezenformasyonu diye geçiştirsek bile, önümüzde günden güne dozunu artıran kümülatif bir dert daha var. LGBTİ ve türevleri… İnanç hürriyeti diye diye gelinen noktada, son olarak TedX’te konuşan bir üye, pedofilinin de doğuştan gelen bir yönelim olduğunu ve saygı duyulması gerektiğini ifade etti.

Gıda adıyla her gün yediğimiz zehirleri garipsemiyorum artık. Ya da ıslak mendilin ve maskenin yüzde beş yüz zamlanmasını dert etmiyorum. Bunlar da ürkütmüyor bizi. Ama dalga dalga gelen bazı belalar var. Onlardan nasıl muhafaza edeceğiz gençliğimizi, geleceğimizi? Kültürel iktidarı ele geçirelim derken, elimizdeki ahlâkî ilkelerden de mi oluyoruz? Dindar nesillere ulaşmak fikrimiz baki ama, akıntıya mı kürek çekiyoruz?

Bir yerlerde yanlış yapıyoruz vesselâm…

Stephen King’in Kara Kule isimli bir bilimkurgu roman serisi var. (Birkaç yıl önce filmi de yapıldı.) Romanda birkaç dünya bulunuyor. Bu dünyalar birbiriyle geçişli ve birbirini etkileyebiliyor. Mesela, orta dünyada süren bir çatışma, gerçek dünyada bir doğa olayına sebep olabiliyor. Bu dünyaların merkezinde de Kara Kule var. Ve bütün yaşamlar esasında oraya bağlı. Mezkûr dertleri de göz önüne aldığımızda buna benzer bir senaryoyla karşı karşıyayız denebilir. Çeşit çeşit evrenler, dünyalar, yaşamlar birbirlerine inat varlıklarını sürdürüyor. Bu yaşama arzusu ve içgüdüsü mecburen diğer yaşamlara da tesir ediyor. Mecburen…