Avusturya'daki İslamofobiye dair distopik bir roman projesi: SON TÜRK

30.01.2020 / 13:13

Avusturya'daki İslamofobiye dair distopik bir roman projesi: SON TÜRK

ALİ VON RODENBACH 
 

Bosnalı arkadaşım İbrahim, yıllarca yaşadığı Avusturya’dan yaka silkip Avustralya’ya göç etti. Bıkmış artık yolda yürürken ona ters ters bakılmasından. Kendisi yalnızken neyse de, eşi ve çocuğu yanındayken çok tedirgin oluyormuş. “Avusturya’ya göre fazla esmerim. Hoş, Bosna’ya göre daha bile esmerim ama orada sorun olmuyor çok şükür.” Şimdilik Avustralya’da da sorun olmuyormuş. Allah bozmasın.

 

Bizim Asiye var, Ankara’da. Aslında Viyana’da olması gerekiyordu. Doktora yapıyordu orada. Yarım bırakmış. Göçmen Bürosu’ndakiler, üniversitedekiler, herkes bir tuhafmış Türklere karşı. Sokakta da türlü çeşit tuhaflıklar. En son, kaldırımda yürürken bir arkadaşıyla Türkçe konuştuğu için yaşlı bir Avusturyalı kadından azar işitince, ‘yeter be’ deyip Türkiye’ye dönmüş.

 

Bir Viyana hatırası da benden: Çoluk çocuk doluştuğumuz arabayla trafik ışığında duruyoruz. Yanımızdaki arabada iki dazlak. Türk olduğumuzu anlayınca, direksiyondaki dazlak orta parmağını gösterdi. O ara yeşil yandı. Bastılar gittiler. Peşlerine takıldık ama yakalayamadık. Yakalasaydık ne yapacaktıysak…

 

Multikültürelliğe 200 yıldır çoktan alışmış olması gereken Viyana’da durum böyleyken böyle. Öbür Avusturya kentlerindeki durumu varın siz hesap edin.

 

Pis bir hava var Avusturya’da. Sokağında da öyle, hükümetinde de. Aşağıdan yukarıya mı yayılıyor, yukarıdan aşağıya mı, bilmiyorum. Irkçılığın, yabancı düşmanlığının, İslopmofobinin önde gideni oldu bu ülke.

 

Merkez sağdan aşırı sağa kayan Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ile ultra aşırı sağcı Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) koalisyonu tam bir felaketti. O koalisyon bozuldu ve yeni şartlar Halk Partisi’nin Yeşiller’le koalisyon kurmasını gerektirdi. Yeşiller mulikültürel toplum yanlısıdır, ayrımcılığa karşıdır, Halk Partisi’nin aşırı sağcılığını dengeler, Başbakan Sebastian Kurz’un kontrolden çıkmasına izin vermez, sonuçta Müslümanlar biraz rahatlar diye sevinmiştik. Sen misin sevinen? Al sana yeni koalisyonun ilk darbeleri: Açıklanan hükümet programına göre okullarda şimdiye kadar 10 yaşına kadar uygulanan başörtüsü yasağı 14 yaşına kadar uygulanacak ve suç işleme potansiyeli olduğu düşünülen göçmen ve mülteciler mahkeme kararı olmadan gözaltına alınabilecek. Çiçeği burnundaki entegrasyon bakanı bunlara büyük bir heyecanla şunu ilave ediyor: “Siyasal İslam”ın yanı sıra “paralel toplum” (yani Müslümanların kendi hayat tarzlarına göre şekillendirdikleri sosyal ve kültürel alanlar) ile de kararlılıkla mücadele edilecek. Memurlara başörtüsü yasağı da gündemde. Ne etti? Dakika 1, gol 4.

 

Avusturya İslam Cemaati (İGGÖ), yeni hükümetin de “Müslümanlara yönelik düşmanca bir yaklaşım içinde” olduğuna dikkat çekerek, Yeşiller’in ayrımcılık karşıtı tutumlarının hükümet programına yansımamasını hayal kırıklığı olarak tanımladı. Hükümetin zerre kadar umursamadığı bir açıklama.

 

Giderek yükseleceği anlaşılan ve her türlü provokasyona davetiye çıkaran bu düşmanlık dalgasının tam tercümesi “Müslümanlar bu ülkeden çekip gitsin!”dir, başka da bir şey değildir.

 

Ne olacak Müslümanlar gidince? Avusturya’nın başı göğe mi erecek?

 

Bu konuda Almanca bir roman yazıp Avusturya’nın son sağduyu kırıntılarına ithaf etmeyi düşünüyorum. Romanın filmini de yapabilsem iyi olur.

 

Özetle şöyle bir şey:

 

 

DER LETZTE TÜRKE (SON TÜRK)

 

Viyana’da bir Türk delikanlısı bir grup Neonazi tarafında beysbol sopalarıyla dövülüp ağır yaralanıyor ve komaya giriyor.

 

***

 

Halk Partisi-Yeşiller Partisi koalisyonu, muhalefetteki Hürriyetçi Parti’nin tam ve Sosyal Demokrat Parti’nin yarım desteğiyle Müslümanların nefes borularını iyice tıkayacak geniş kapsamlı bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor.

 

Eskiden yabancı düşmanlığına karşı protesto eylemleri düzenlemiş olan Yeşil içişleri bakanı, “ülke ve özgün medeniyet güvenliğinin multikültürel fantazyalara kurban edilemeyeceğini” söylüyor.

 

Karanlık karargâhlarında durumu masaya yatıran karanlık adamlar, bu işlerin Yeşiller’le beraber yapılabilmesinin ve Yeşiller’in böyle konuşacak noktaya gelmesinin Avusturya için çok büyük bir şans olduğunu tespit ediyorlar. Avusturya’yı Müslümanlardan arındırma projesinin artık beklemeye tahammülü olmadığını vurguluyor ve gün bugündür diyerek düğmeye basıyorlar.

 

***

 

Wolfgang ve Mustafa, iki komşu, oturdukları apartmanın önünde söz konusu yasa tasarısı hakkında konuşuyor.

 

Demokrat, yabancı dostu ve de hümanist takılan Wolfgang, “Bence bu kanun sizin için de iyi olur. İçinizdeki fundamentalistleri ayıklamanıza yardım eder” diyor.

 

Mustafa: “Yapma Wolfgang! Bildiğin yabancı düşmanlığı bu. ‘Türken Raus!’ (Türkler dışarı) sloganı icat edildiğinde El Kaide’nin doğmasına daha 40 yıl vardı.”

 

Wolfgang: “Irkçılık ve yabancı düşmanlığı tabii ki kabul edilir şey değil, o ayrı.”

 

Mustafa: “Ayrı mı? Diyelim ki Müslümanların bu ülkedeki işini bitirdiler; sıranın Yahudilere gelmeyeceğinden emin misin?”

 

Wolfgang: “Yok daha neler! Antisemitizm Avrupa’nın en büyük sorunlarındandı, evet, ama çoktan marjinalleşti ve öyle de kalacak. Sıradan Müslümanları hedef göstermek de marjinal bir sorun.”

 

Mustafa: “Hayır, kesinlikle toplumsal bir sorun. Devleti de kuşatan bir sorun. Başörtülü sıradan Müslüman kadınlarla sürekli uğraşılması mesela…”

 

Wolfgang: “Buna, kadının aşağılanmasından duyulan rahatsızlık diyelim istersen.”

 

Mustafa: “Sizin mantalitenize göre öyle olabilir. Farklı mantalitelere tahammülsüzlüğü özgürlükçü demokratik bir topluma nasıl yakıştırırsın? Faşizan dayatmalardan söz ediyoruz.”

 

Wolfgang: “Kimsenin kimseye bir şey dayattığı yok. Kız çocukları büyüyüp kendi özgür iradeleriyle karar verene kadar okulda başörtüsü takmasın deniyor sadece.”

 

Mustafa: “Çocukların saçları özgür iradeleriyle mi kesiliyor? Bunu da dert etsinle o zaman.”  

 

***

 

Bir gece Viyana ve Salzburg’da Halk Partisi ve Yeşiller Partisi binalarına bombalı saldırılar düzenleniyor. “İslam Devleti” imzalı, “Bu saldırılar İslam karşıtı yasalar çıkarmaya hazırlanan kafir Avusturya Hükümetine uyarı niteliğindedir. Bu yoldan dönülmezse Avusturya kana bulanacak” gibi bir bildiri dolaşıyor ortalıkta. Hükümet ve medya büyük bir infial ve öfke sergiliyor. Aynı zamanda “ülkenin kaderini teröristlere teslim etmeme” kararlılığı.

 

 

Binlerce Avusturyalı, bombalanan parti binalarının önünde hükümete destek gösterileri yapıyor. “Muhammed dışarı!” sloganı atılıyor. Sokaklarda başörtülü kadınlara sözlü sataşmalar oluyor.

 

Bir gösteriden eve dönen Wolfgang, kapının önünde Mustafa’yla karşılaşıyor. Ona manalı manalı “Gösteriden geliyorum” diyor.

 

Mustafa: “Saldırılar esef verici. Bu kadar esmer olmasaydım ben de gösteriye katılırdım.”

 

Wolfgang: “Gene ırkçılık suçlaması ha? Merak etme, demokratik topluma entegre olan Müslümanlarla kimsenin bir derdi yok.”

 

***

 

Müslüman karşıtı yasa tasarısı parlamentodaki ilgili komisyona sevk ediliyor ve orada biraz daha sertleştirildikten sonra kabul ediliyor.

 

Pazar günü Viyana, Graz ve Linz’de ayin sırasında üç kiliseye bombalı saldırılar düzenlenerek çok sayıda insan öldürülüyor. Bu seferki “İslam Devleti” imzalı bildiride “Bu daha bir şey değil. Asıl misilleme dalgası o tasarının yasalaşmasından sonra gelecek” deniyor.

 

Sosyal medyada sıradan Müslümanlara aitmiş gibi duran yüzlerce hesaptan ‘oh olsun’ mesajları veriliyor. Kilise saldırılarıyla ilgili bir açıklamasında Halk Partili başbakan, o mesajlara dayanarak şöyle diyor: “Bu vahşetin sadece terörü meslek edinmiş canilere mal edilmesi, vahşeti din edinen kitlelerin sorumluluğunu göz ardı etmek olur. Ülkemizi ve medeniyetimizi, bütün Avrupa’yı ve bütün Batı dünyasını tehdit eden bir kin, nefret ve şiddet bataklığı söz konusu. Bu bataklığı her zamankinden daha sert tedbirlerle kurutmaya kararlıyız. Vatandaşlarımızdan bu yolda bizi sonuna kadar desteklemelerini ve her zamankinden daha yüksek sesle desteklerini ifade etmelerini rica ediyoruz.”

 

İçişleri Bakanı da bu yönde açıklamalar yapıyor. “Demokratik tolerans, demokrasiye savaş açanları içeremeyeceği gibi, o savaşı mümkün kılan zihniyete yahut dini mantaliteye ısrarla sahip çıkmaya devam eden kitleleri de içeremez” diyor.

 

Avusturya televizyonundaki tartışma programları, herkesin bu açıklamaları yerinde bulduğunu söyleyip “En sıradan Müslüman’ın bile saatli bomba olduğu gerçeğini politik doğruculuk adına inkâr etmek bu ülkenin intiharı olur” tespitinde ittifak etmesi yüzünden tartışmasız geçiyor.

 

Bu arada Müslümanların terör sorunundan ayrı olarak Avusturya toplumunun dejenerasyonu gibi bir sorun da oluşturduklarına dair yorumlar medyada gırla gidiyor. Bir psikolog televizyonda şöyle konuşuyor mesela: “Sağda solda başörtülü kadınlar, uzun sakallı takkeli cüppeli erkekler görmek, camiler görmek, bir caminin yanından geçerken oradan çıkan sesleri duymak ve zamanla bunları normal karşılamak, Müslüman komşuların hayat tarzına şahit olmak ve zamanla onu da yadırgamaz hale gelmek, hatta döner yeme alışkanlığı edinmek, bütün bunlar Avusturya’ya aitmiş gibi hissetmek, dahası Avusturya’yı artık bunlarsız düşünememek Avusturya toplumunu esasen olduğu şeyden başka bir şeye dönüştürüyor. O şeyin ne olduğunu henüz bilmiyoruz ama Müslüman toplumların -bunu söylemek zorundayım- her konudaki standart düşüklüğü Avusturyalının ‘ben’ idrakindeki yüksek standardı çok aşağılara çekeceği için kesinlikle iyi bir şey olmayacağını söyleyebilirim. Yanlış anlaşılmak istemem; İslam’a Naziler gibi artfremde Religion -yani cinsimize, ırkımıza yabancı din- olarak bakalım demiyorum; ırksal değil sosyolojik bir vakadan bahsediyorum. Ama o kavram da durduk yerde ortaya çıkmadı tabii.”

 

Yüz binler sokaklara dökülüyor. “Muhammed dışarı!” sloganları atılıyor. Bazı yerlerde Müslümanlar tartaklanıyor.

 

***

 

Avusturya’ya başsağlığı dileyen Türkiye Cumhurbaşkanı, “İslam adına savaştıklarını iddia eden cani teröristlerin veya o kılıfa girmiş ajan provokatörlerin bu gibi saldırıları, İslam’la ve İslam medeniyetiyle asla bağdaştırılamaz. Biz bunları İslam medeniyetine yönelik saldırılar olarak da görüyoruz. Çünkü bizim dinimizde, bizim medeniyetimizde her dine saygı kesin bir kuraldır” şeklinde konuşuyor. Televizyonda bu konuşmayı yorumlayan Hürriyetçi Partili bir siyasetçi, Almanya’daki Yeşiller’in eski başkanlarından Cem Özdemir’in birkaç yıl önceki bir konuşmasında “Masum insanların öldürüldüğü terör eylemlerinden İslam’ı sorumlu tutmanın doğru olmadığı yönündeki laflara artık katlanamıyorum” dediğini hatırlatıp, Avusturya’daki Yeşiller’in de bu noktaya gelmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ediyor.

 

Müslüman karşıtı yasa tasarısı ezici çoğunlukla parlamentodan geçiyor.

 

***

 

Mahmut: “Ne kadar üzgün olduğumu anlatamam. Bu saldırılar provokasyon olabilir, ama Müslümanlar arasında böyle korkunç şeyler yapanların bulunduğu realitesini inkâr etmek mümkün değil. Onlardan ötürü derin bir utanç duyuyorum.”

 

Wolfgang: “Böyle korkunç şeyler yapma potansiyeli taşıyanları da unutmamak lazım. Sonuçta Aydınlanma Devrimi’ni yaşamamış bir dünyadan bahsediyoruz.”

 

Mahmut: “Her Müslüman potansiyel teröristtir diyenlere katılmış olamazsın!”

 

Wolfgang: “Lafı eğip bükmeye mecal bırakmayan bir atmosferdeyiz: Evet, bütün kafirlerin öldürülmesini emreden Kur’an’ı olduğu gibi kabul eden herkesi potansiyel terörist olarak görmeye başladım ben de.”

 

Mahmut: “Bütün kâfirlerin öldürülmesi mi? Nerede yazıyor bu?”

 

Wolfgang: “Kur’an’da varmış işte öyle bir ayet.”

 

Mahmut: “Belirli bir savaşla, belirli bir savaş meydanıyla ilgili olarak inen bir ayeti genel bir kural gibi gösteren provokatörlere uyuyorsun. Sivillere asla dokunulamayacağına ilişkin İslami hükümlerden niye hiç bahsetmiyorlar? Barışla ilgili ayetlerden niye hiç bahsetmiyorlar? Müslüman olmayanlarla yapılan anlaşmaların bozulmasını yasaklayan ayetlerden niye hiç bahsetmiyorlar? Kur’an’daki ‘herkesin dini kendine, dinde zorlama yoktur’ ilkesinden niye hiç bahsetmiyorlar? Tarih boyunca İslam ülkelerinde özgürce ve orijinal halleriyle yaşayan kalabalık Hıristiyan ve Yahudi topluluklarından niye hiç bahsetmiyorlar? Madem öyle, niye hepsi katliamdan geçirilmemiş bunların?”

 

Wolfgang: “Ooooo, Kur’an’a bu kadar düşkün biri olduğunu bilmiyordum. Hep seküler görünürdün bana.”

 

Mahmut: “Doğrusu Kur’an’ı hiç bilmezdim, ama önüne gelen Kur’an aleyhinde konuşunca merak edip Almanca tercümesini okudum. Anlamadığım yerler için de tefsirlere baktım.”

 

Wolfgang: “Madem Kur’an öyle bir kitap, öyleyse Kur’an adına savaştıklarını söyleyenler nasıl sivilleri öldürebiliyorlar?”

 

Mahmut: “İncil’deki ‘Öldürmeyeceksin’ emrine rağmen Haçlılar sivilleri nasıl öldürebildiyse, öyle.”  

 

Wolfgang: “Onun için Aydınlanma Devrimi diyorum ya zaten. Hıristiyanlıktaki fanatizm Aydınlanma’yla giderildi.”

 

Mustafa: “Irak’ta, Afganistan’da şehirlerin vahşice bombalanmasına ne diyorsun peki? Hastanelerin ve camilerin bile hedef alınmasına, hatta pazar yerlerinde kasten katliam yapılmasına, binlerce Müslüman’ın bile isteye öldürülmesine ne diyorsun? Aydınlanma Devrimi’nin aydınlığı mı?”

 

Wolfgang: “Bunlar Hıristiyanlık adına yapılmadı.”

 

Mustafa: “Bush niye ‘Haçlı Seferi’ dedi o zaman? Hıristiyanlık adına değil de genel olarak Batı dünyasının değerleri adına yapıldı diyelim, ne değişir? Ne kıymeti var o zaman Aydınlanma Devrimi’nin?”

 

Wolfgang: “İslam dünyasından gelen saldırıya verilen cevaptan bahsediyoruz. Tamamen güvenlikle ilgili bir konu bu. Terörle mücadelede sivillerin öldürülmesi çok üzücü, ama oluyor işte maalesef.”

 

Mustafa: “Böyle dersen, ‘ama oluyor işte’ deyip geçersen, Batı’nın terörüyle mücadele ettiğini ileri süren El kaide yahut IŞİD gibi örgütlerin sivilleri hedef almasını da anlayışla karşılaman gerekir. Saçmalık bu! Korkunç bir saçmalık! Cinayete kategorik olarak karşı çıkmamız lazım; her zaman ve her yerde.”     

 

***

 

Müslümanlara tepki dalgası gittikçe büyüyor ve şiddetleniyor. Gösterilere katılan Avusturyalıların sayısı milyonu buluyor (Avusturya nüfusunun yüzde 10’undan fazla). Öfkeli kalabalıklardan “Muhammed dışarı!”nın yanı sıra “Muhammed’e ölüm!” sloganı da yükseliyor. Karanlık mahfile bağlı provokatörlerin ve Neonazi militanların öncülüğünde camilere, Müslümanların yaşadığı evlere, Müslümanlara ait işyerlerine saldıran kalabalıklar önlerine geleni yıkıp döküyor, çoluk çocuk demeden yakaladıkları her Müslüman’ın üstüne çullanıyor. Gözü dönmüş kalabalıkların hüküm sürdüğü meydanlarda, caddelerde, sokaklarda başörtülü kadınlar, Müslümanlığı belli olan erkekler, hatta Avusturya ortalamasının üzerinde esmer olan herkes kıyasıya dövülüyor. Linçten kurtulmak için koşarak bir polis memuruna sığınmaya çalışan başörtülü bir kadının o polis memuru tarafından geri itilmesi -ve peşindeki öfkeli kalabalığın insafına terk edilmesi- kameralara yansıyor. Uzun sakallı bir Arap’ın kafasını kıran bir grup Neonazi’nin -içinde yaşlı teyzelerin ve amcaların da bulunduğu- ‘normal’ vatandaşlar tarafından hararetle alkışlanması da kameralara yansıyor. Geceleri camiler ve Müslümanların yaşadığı apartmanlar kundaklanıyor. Polisin olaylara müdahalesi yetersiz kalıyor. Üç gün üç gece boyunca devam eden vandalizmde pek çok insan -bazıları Müslüman olmayan esmer insanlar- hayatını kaybediyor, binlerce insan yaralanıyor.

 

Başbakan, yaşanan bu felaket hakkında, olabildiğince üzgün kılmaya çalıştığı bir ses tonuyla şöyle diyor: “Özgürlükçü demokratik toplumumuzun tolerans sınırını çok acı bir tecrübeyle öğrenmiş olduk. Kanlı olaylar şimdilik durulmuş gibi görünse de, maalesef daha kanlı olayların kapıda olduğuna dair bilgiler alıyoruz. Güvenlik güçlerimizin kapasitesini çok aşan, orduyu devreye soksak bile altından kalkamayacağımız kadar büyük bir toplumsal tepkiyle karşı karşıyayız. Ülkemizde yaşayan Müslümanlara ‘Güvenliğinizi garanti ediyoruz’ diyemediğim için ne kadar üzgün olduğumu tarif edecek kelime bulamıyorum.” 

 

***

 

Viyana’da iki, Graz’da bir cami Cuma namazı sırasında makineli tüfekli ve el bombalı kişilerin saldırısına uğruyor. İnternetten canlı yayınlanan bu saldırılarda pek çok insan öldürülüyor ve yaralanıyor. İçişleri bakanı, saldırganların “Gerçek Avusturya” adlı bir örgüte mensup olduklarını ve saldırıda kullanılan silahların muhtemelen Ukrayna’dan getirildiğini söylüyor.

 

Motosikletli bir adam, Viyana’da saldırıya uğrayan camilerden birinin önünde toplanan Müslümanların üzerine el bombası atıyor, birkaç insan daha ölüyor.

 

Türkiye Cumhurbaşkanı şöyle bir açıklama yapıyor: “Avusturya’daki vatandaşlarımızın ve diğer Müslümanların maruz kaldığı akıl almaz barbarlık kanımızı donduruyor. Güvenlik güçlerinin olaylara seyirci kalması, hatta yer yer çanak tutması da akıl alır gibi değil. Avusturya hükümetinden yapılan açıklamalar hakeza. Ne demek ‘Müslümanların güvenliğini garanti edemem’? Dağ başı mı orası? Neye yarıyor o hükümet, o devlet? Tam olaylar duruluyor derken sen çıkıp öyle konuşursan şiddet tabii ki yeniden tırmanır. Bazı karanlık mahfiller tarafından profesyonelce tezgahlanmış bir provokasyona dayandığından şüphelendiğimiz bu olaylar, ulusal bir cinnet halinin ifadesidir. Avusturya bunu nasıl yakıştırıyor kendine? Hiç utanmıyor mu? Yoksa hiç utanmadan ‘Biz bu Müslümanlardan kurtulmak istiyoruz ve bu yolda her vasıtayı meşru görüyoruz’ mu diyor?  Belli bir proje dahilinde, Avusturya’daki Müslümanları orayı terk etmeye zorlamak için adımlar mı atılıyor? Dürüst olsunlar! ‘Ülkemizde artık Müslümanlara yer yok’ diye açıkça söylesinler. Biz de gereğini yapalım.”

 

Avusturya Başbakanı’nın cevabı: “Hükümetimiz ve devletimiz hakkında bazı çirkin ve küstahça imalarda bulunan Türkiye Cumhurbaşkanı neyin gereğini yapmak istiyorsa bize sormadan yapmalı.”

 

Avusturya televizyonunda bir yorumcunun yorumu: “Başbakan burada Türkiye’ye açıkça ‘Vatandaşlarınızı geri çekin’ demiş oldu.”

 

***

 

Bir alışveriş merkezinde bomba patlıyor, çok sayıda insan ölüyor. Gene “İslam Devleti” imzalı bir bildiri.

 

Meydanlar, caddeler, sokaklar gene “Muhammed dışarı!” ve “Muhammed’e ölüm!” diye haykıran öfkeli kalabalıklarla dolup taşıyor. Müslümanlara saldırı furyası yeniden başlıyor.  

 

Maç sırasında bir stadyumun tribününde bomba patlıyor, çok sayıda insan ölüyor. Gene “İslam Devleti” imzalı bir bildiri. Müslümanlara saldırı furyasının şiddeti artıyor.

 

Yapılan kamuoyu yoklamalarından Avusturya halkının yüzde 70’ten fazlasının “Müslümanlara yönelik şiddeti değil ama o şiddete yol açan infial halini” normal karşıladığı ve “Müslüman’sız bir Avusturya” istediği sonucu çıkıyor.

 

Bu süreçte Neonazi grupları büyüyor, büyüyor, kocaman bir orduya dönüşüyor.

 

Şehir merkezlerinde gamalı haç bayraklarıyla ‘resm-i geçit’ yapan yüzlerce kişilik Neonazi birlikleri halk tarafından coşkuyla alkışlanıyor.

 

Bu gidişe bir dur demek için çırpınan kimi Yeşil ve Sosyal Demokrat siyasetçilerin sesleri kuru gürültüde boğuluyor, Müslümanlarla dayanışmaya girişen komünist ve anarşist Avusturyalıların küçük çaplı gösterileri Neonaziler tarafından -yine coşkulu alkışlar eşliğinde- kana bulanıyor.

 

***

 

Müslümanlar arasında, olaylar duruluncaya kadar Avusturya’dan uzaklaşma tedbiri yayılıyor.

 

İslam dünyasının dört bir yanında Avusturya’ya lanet gösterileri düzenleniyor ve mahşeri kalabalıkların toplandığı bu gösterilerde hükümetler Avusturya’ya yaptırım uygulamaya çağrılıyor.

 

Hükümet sıkı yönetim ilan ediyor, fakat yangının üstüne körükle gitmeye devam ediyor. İçişleri bakanı şöyle konuşuyor: “Bu korkunç toplumsal dalga karşısındaki çaresizliğimizi itiraf ediyor ve bu çaresizlik içinde ülkemizdeki Müslümanlardan ‘Acaba doğru adreste miyiz’ sorusunu kendilerine ciddi olarak sormalarını ve hiç değilse geçici olarak, Avusturya toplumu bu şiddetli travmayı atlatıncaya kadar, kendi ülkelerine dönmeyi ciddi olarak düşünmelerini rica ediyoruz. Birçoğunun yaptığı gibi iki üç günlüğüne veya iki üç haftalığına gitmek değil kastettiğim. Belki yıllarca sürecek uzun bir rehabilitasyon sürecine ihtiyacı var Avusturya’nın. Şu haliyle Avusturyalılar için de yaşanmaz bir ülke bu; ama Avusturyalıların gidebilecekleri başka bir vatanları yok. Ne mutlu Türklere veya Araplara, Boşnaklara, Pakistanlılara ki, onların var. Tekrar ediyorum: Bütün çabalarımıza rağmen, hatta sıkıyönetim ilan etmemize rağmen ne yazık ki Müslümanlara yönelik şiddetin önüne geçemiyoruz ve -açıkça söylüyorum- geçebileceğe benzemiyoruz. Gerçek şu ki, Avusturya halkı İslami terör endişesinden tamamen kurtulmadıkça bu olaylar devam edecek ve belki daha da şiddetlenecektir. Ve şu da bir gerçek; çok çok acı, ama gerçek: Avusturya halkının büyük çoğunluğu artık bütün Müslümanları terör tehdidi olarak görüyor.”

 

Çalışma bakanı bu konuşmaya atıfla “Ülkelerine dönmek isteyen Türkler ve başka göçmenler için, özlük haklarına ilaveten hatırı sayılır bir dönüş ödeneği tahsis etmeyi düşünebiliriz” diye açıklama yapıyor.

 

Türkiye Cumhurbaşkanı: “Mesele anlaşılmıştır. Şüphelerimiz doğrulanmış, bütün bu vahşetin nereden geldiği ve bununla neyin murat edildiği kesin olarak anlaşılmıştır. Avusturya hükümetine ve Müslümanları reddeden bütün Avusturyalılara sesleniyorum: Muradınıza ermeniz için elimden gelen her şeyi yapacağım. Tamam, durun artık, kesin bu şiddeti, düşün Müslümanların yakasından! Size söz veriyorum, başta Avusturya’nın en kalabalık Müslüman topluluğunu teşkil eden Türkler olmak üzere bütün Müslümanların ülkenizden ayrılması için elimden ne geliyorsa yapacağım. Siz Müslümanlara layık değilsiniz. Kardeşlerimizin orada, sizin aranızda kalması Müslüman onuruna yakışmaz. Avusturya’daki vatandaşlarımıza sesleniyorum: Bırakın o ülkeyi! Hakkınız neyse alıp işlerinizden ayrılın, evlerinizi dükkânlarınızı satın, çocuklarınızı okuldan alın ve vatanınıza geri dönün. Dönüş ödenekleri batsın onların; Avusturya’dan Türkiye’ye dönen herkese asıl biz maddi destekte bulunacağız! Bütün dönüş masraflarınız bizdendir kardeşlerim. Üstüne, ‘Vatanımda yeni bir başlangıç’ parası da vereceğiz. Ev almada kolaylık da sağlayacağız. Gelin kardeşlerim, bırakın orayı! Avusturya’da vatandaşları olan bütün İslam ülkelerine sesleniyorum: Müslümanların bu şartlar altında orada yaşaması haramdır, siz de vatandaşlarınızı geri çağırın, geri alın.”

 

İslam İşbirliği Teşkilatı, Türkiye’nin çağrısıyla olağanüstü toplanıyor. Toplantıdan, “Avusturya’daki bütün Müslümanların bu ülkeyi mümkün olan en acil şekilde terk etmesi” tavsiyesi çıkıyor.

 

Bu konuda ne düşündüğü sorulan Avusturya Başbakanının cevabı: “İslam ülkeleri kendi vatandaşlarını kendi ülkelerinde yaşamaya çağırıyor. Gayet doğal bir şey. Avusturya’daki Müslümanların bunu tercih etmesi de gayet doğal olur.”

 

Avusturya çapında bir vatana dönüş kampanyası başlıyor. Türklere ait derneklerin öncülük ettiği kampanyaya başka Müslüman ülkelerin vatandaşlarına ait dernekler de katılıyor. Bu arada hükümet, “Geri Dönüşü Teşvik Paketi” diye anılan bir yasa tasarısını parlamentoya sunuyor. Bu gelişmeler Müslümanlara yönelik saldırıları azaltsa da, şiddet ve ölümler bitmiyor.

 

***

 

Wolfgang: “İşlerin bu noktaya gelmesi ne acı. Sen de gidersin herhalde.”

 

Mustafa: “Hem de arkama bakmadan!”

 

Wolfgang: “Şu yasayı bekle hele. Hakkını almadan gitme.”

 

Mustafa: “O yasanın içine tüküreyim! Yarın ailemi gönderiyorum, ben de ev eşyalarını derleyip toparlayıp kamyona yükletir yükletmez giderim. En fazla iki üç gün sonra ben de yolcuyum.”

 

Wolfgang: “İşyeriyle her şeyi konuşup yoluna koydun mu?”

 

Mustafa: “İşyerinin de içine tüküreyim.”

 

Wolfgang: “Anlıyorum, tabii ki kızgınsın. Avusturyalılar da kızgın işte. Müslümanlara yapılanları asla tasvip etmiyorum, beni bilirsin; ama bu toplum özünde iyi bir toplum, cihatçıların ağır tahrikleri yüzünden toplumun önemli bir kısmı çileden çıktı diye Avusturya’dan ümit kesilmez. Avusturya’nın sana sunduğu iyi şeyleri, o güzel geçmişi unutmamalısın. Şu anki durum konjonktürel bir durum. Geçer. Sen de ileride geri gelirsin.”

 

Mustafa: “Bu ülkenin bana sunduklarının da, bu ülkedeki geçmişimin de, varsa bu ülkedeki geleceğimin de içine tüküreyim!”

 

***

 

“Geri Dönüşü Teşvik Paketi” parlamentodan geçiyor ve Avusturya Cumhurbaşkanı tarafından imzalanıp yürürlüğe giriyor. Türkiye Cumhurbaşkanı da, bir yıl içinde Avusturya’dan Türkiye’ye dönen vatandaşlara maddi destekte bulunulması yönünde bir kararname çıkarıyor. Öte yandan Katar Emiri, Avusturya’da resmi oturum veya vatandaşlık sahibi iken bu ülkeyi terk edip resmi olarak başka bir ülkeye yerleşen her Müslüman’a (sonradan Müslüman olan Avusturyalılar dahil) 30 bin avro vermeyi taahhüt ediyor ve “Orada yaklaşık 700 bin Müslüman var. Vaadimiz erkek-kadın, yaşlı-genç, çocuk ve bebek, herkesi kapsıyor. 21 milyar avro vermeye hazırız, yeter ki hepsi terk etsin orayı” diyor. 

 

Şiddet olaylarının zaman zaman tırmanarak (her zamanki türden provokasyonlarla tırmandırılarak) devam ettiği ve çok sayıda insanın daha öldüğü bir yıl içinde Müslümanların tamamına yakını Avusturya’yı terk ediyor. Küçük bir kısmı anavatanlarına dönmek yerine Almanya ve İsveç gibi başka Avrupa Birliği ülkelerine göç ediyor. Geriye, yarısı Türk olmak üzere sadece 30 bin Müslüman kalıyor.

 

İslam dünyasının dört bir yanında “Müslüman! Avusturya’yı terk et!” sloganıyla mitingler düzenleniyor.

 

Türkiye Cumhurbaşkanı, süresi dolan ‘dönüşçülere destek’ kararnamesinin yerine altı aylık süreyle sınırlı yeni bir kararname çıkarıyor ve Türkiye’nin Avusturya’daki bütün diplomatik temsilciliklerinin altı ay sonra kapatılacağını, bu ülkeyle bütün ilişkilerin kesileceğini, o tarihten sonra Avusturya’da bulunmaya devam eden Türk vatandaşlarının hiçbir resmî işleminin komşu ülkelerdeki konsolosluklarda da yapılmayacağını, ayrıca dönüş desteği uygulamasının bir daha kesinlikle uzatılmayacağını ilan ediyor. Diğer İslam ülkelerinin hükümetleri de bu örneği takip ediyor. Takip etmek istemeyenler “Müslüman onuruna sen de sahip çık!” sloganı altında gerçekleşen ve yer yer ayaklanma derecesine varan protesto gösterileri karşısında buna mecbur kalıyor. Katar Emiri, Avusturya’yı terk eden her Müslüman’a 30 bin avro vermeyi altı ay sonra keseceklerini duyuruyor.

 

***

 

Altı ay sonra Avusturya’da hiç Müslüman kalmıyor. Bir kişi hariç: Hikâyenin başında Neonazilerin saldırısına uğrayıp komaya giren Türk genci.

 

Üzerinde kimlik namına bir şey bulunmadığı ve arayanı soranı da olmadığı için milliyeti tespit edilemeyen, sadece sünnetli olmasına istinaden Müslüman veya Yahudi olduğu tahmin edilen o gencin bir süredir illegal olarak yaşadığı Romanya’dan hiç kimseye haber vermeden ani bir kararla Avusturya’ya gelen ve geldiği gün saldırıya uğrayan bir kaçak göçmen olduğu, Yozgat’ın bir köyündeki ailesinin onu yana yakıla aradığı ama bulamadığı, Ankara’da hükümet çevrelerinde çare arayan ailenin o girişimlerinin de sonuçsuz kaldığı sonradan anlaşılacaktır.

 

***

 

Avusturya’nın her yerinde “Muhammed gitti” şenlikleri düzenleniyor. Basına göre bir milyondan fazla insanın katıldığı bu şenliklerde Türk bayrakları yakılıyor ve döner tezgâhları parçalanıyor. Kutlamalar günlerce, haftalarca devam ediyor. Birahanelerde her akşam “Müslümanlardan kurtuluşun şerefine” içiliyor. 

 

***

 

Müslüman kalmayınca Neonaziler “Çingenelere ölüm!” naralarıyla Roma ve Sinti mensuplarına karşı saldırıya geçiyor. Onlar da Avusturya’yı son adamlarına kadar terk ediyor.

 

Aynı anda tabii ki “zenci”lere de savaş açıyor Neonaziler; sokakta buldukları her “zenci”nin kafasını kırıyorlar. Geceleri Afrikalı mültecilerin kaldığı kamplar ateşe veriliyor. Yapılan kamuoyu yoklamalarından Avusturya halkının yüzde 70’ten fazlasının “ırkçı şiddeti onaylamamakla beraber, Afrikalıların Avusturya toplumuna entegrasyonunu mümkün görmediği” sonucu çıkıyor. Bir yıl içinde Avusturya’daki bütün Afrikalılar da ülkeyi terk ediyor.

 

Kısa keselim: Sıra diğer yabancılara geliyor, yapılan kamuoyu yoklamalarından Avusturya toplumunun yüzde 70’ten fazlasının Sırpları, Romenleri, Hırvatları filan da beğenmediği ortaya çıkıyor, toplumsal destekli ırkçı şiddet alıp başını gidiyor ve bu sefer polis yer yer ciddi müdahalelerde bulunsa da sonuçta bütün yabancılar Avusturya’yı terk ediyor. Çek ve Slovak kökenli Avusturyalılar filan da -150 yıldır bu ülkede yaşayan ailelere mensup olsalar bile- yabancıdan sayılıyor ve maruz kaldıkları şiddete dayanamayıp onlar da gidiyor.

 

O süreçten bir an:

 

Bir apartman dairesinin kapısında Novak soyadı yazıyor. Dairenin zili çalınıyor. Kapıyı açan, Mustafa’nın eski komşusu Wolfgang. “Pis Çek!” Alnına bir kurşun yiyip kanlar içinde yere seriliyor.

 

***

 

Hızlarını alamayan Neonaziler son tabuyu da yıkarak Yahudilere saldırıyor. (O tabunun yıkılmasında, İsrail’de hâlâ Arapların lehinde olan demografik dengeyi Yahudilerin lehine çevirmek için her fırsatın değerlendirilmesi gerektiğine inanan MOSSAD’ın da bir miktar payı olduğu sonradan anlaşılacaktır.)

 

Dünya ayağa kalkıyor.

 

Avusturya Başbakanı “büyük bir utanç içinde” olduklarını ifade ediyor ve “sizin hayatınız, özgürlüğünüz ve esenliğiniz bu toplumun ve bu devletin namusudur” diyerek Avusturya Yahudilerine itimat telkin etmeye çalışıyor.

 

Polisle Neonaziler arasında ciddi çatışmalar yaşanıyor.  

 

İsrail Başbakanı, Avusturya Başbakanı’na telefon açıp şöyle diyor: “Sizin iyi niyetinizden zerre kadar şüphem yok; ama Neonaziler son yıllarda bu kadar güçlenmişken ve halktan gördükleri büyük sempatinin de verdiği cesaretle sonuna kadar gitmeye azimliyken, bu problemin üstesinden gelmeyi garanti edemeyeceğinizi siz de takdir edersiniz. İsrail, bir tek Yahudi’nin bile öldürülmesine, hatta yakın ölüm tehdidi altında yaşamasına tahammül edemez. Filistinli teröristlerin saldırılarına karşı kurduğumuz Demir Kubbe’yi Avusturya’daki Yahudi hanelerine taşıyamayacağımıza göre, oradaki Yahudileri buradaki kubbenin altına taşımamız gerekiyor. Biraz sonra yapacağım açıklamada Avusturya Yahudilerini derhal İsrail’e göç etmeye çağıracağım. Sizden beklediğim, çok açık söylüyorum, Yahudi vatandaşlarınıza itimat telkin etmeyi bırakıp benim çağrımı uygun göreceğiniz bir şekilde desteklemenizdir.”

 

Yarım saat sonra Avusturya’daki bütün Yahudileri “kendilerini şefkatle bağrına basmak için hasretle bekleyen tarihî anayurda” dönmeye çağırıyor İsrail Başbakanı. Avusturyalı mevkidaşı da ne kadar büyük bir utanç içinde olduklarını tekrarlayarak, Yahudilerin Avusturya’da zulme uğradığını görmektense “Neonazi gruplarının icabına bakılana kadar, bir müddet için” İsrail’e gitmelerini tabii ki tercih edeceğini bildiriyor. Yahudilerin bir kısmı İsrail Başbakanı’nın çağrısına uyuyor, bir kısmı da başka Avrupa Birliği ülkelerine göç ediyor. Avusturya’da Yahudi de kalmıyor.

 

***

 

Gene hızlarını alamayan Neonaziler, kendi içlerindekilerden başlayarak, 300-400 sene önce zorla Hıristiyanlaştırılan Türk savaş esirlerine ve Yahudilere verilen Neuchrist (Yenihıristiyan) soyadını taşıyanlara karşı saldırıya geçiyor…

 

***

 

Neonazi terörünün ötesi de var: Yabancısız kalan Avusturya toplumu birbirine giriyor. Okullarda taşlı bıçaklı çete savaşları vaka-i adiye oluyor. İstisnasız bütün futbol maçlarında rakip takımların taraftarları kanlı çatışmalara giriyor.  ‘Bu şehrin yerlisi olan, yerlisi olmayan’ kavgası başlıyor. Komşu köyler birbirine düşman kesiliyor. Belediyeler ve eyaletler arası didişmeler yaşanıyor. Karşılıklı dostluk ve anlayış havası içinde Müslümanların canına okumuş olan siyasi partiler arasında, Avusturya’nın demokrasi tarihinde hiç rastlanmayan şiddette kavgalar çıkıyor. Bu kavgalar sokaklara, birahanelere, hatta evlere taşınıyor. Farklı partilere mensup Avusturyalılar adeta savaşa tutuşuyor. Yaralananlar, ölenler oluyor. Ölenlerin intikamını almak için yeni cinayetler işleniyor. Sonra o cinayetlere misilleme olarak yeni cinayetler…

 

Bu arada Neonaziler önce bunalıma giriyor, sonra ufak tefek görüş farklılıklarına dayanarak -yoksa da bunları imal ederek ve büyüterek  (Hitler'in yeterince Nazi olmadığını ve Göringe'e büyük haksızlık ettiğini ileri süren  "Göring Tugayı" diye bir fraksiyon çıkıyor mesela-  birbirini boğazlamaya başlıyor. 

 

Öte yandan bazı Avusturyalılar, önce fısıltıyla, sonra seslerini biraz yükselterek, döneri ve Türk komşularının sıcaklığını -hatta onların tatlı gürültüsünü- özlemeye başladıklarını, Arapların gözlerindeki parıltının aslında ne kadar ilham verici olduğunu, Pakistanlıların sevimli aksanını zamanında niye yadırgadıklarını da şimdi hiç anlayamadıklarını vs, vs, vs söylemeye başlıyorlar. Basında bu yönde tek tük de olsa yazılar çıkıyor.

 

***

 

Karanlık karargâhlarında durumu masaya yatıran karanlık adamlar, iç savaşın ayak seslerinin gittikçe yaklaştığını tespit ediyorlar. En akıllıları şöyle diyor: “Yaşadığımız tecrübenin bize gösterdiği şudur: Irkçılık ve yabancı düşmanlığı öyle bir hastalık ki, ortalıkta başka ırktan veya milletten kimse kalmasa bile bir yolunu bulup ortaya çıkıyor. İç savaşın önüne ancak Avusturya’yı yeniden yabancılarla doldurarak geçebiliriz. Özellikle Müslüman göçmenlere çok ihtiyacımız var; çünkü onlar Avusturyalıların en favori nefret objesi. Son zamanlarda bir Müslüman nostaljisi başladı, bunu beslememiz lazım; nasıl olsa Müslümanlar geldikten bir süre sonra Avusturyalıların geleneksel nefret duyguları yeniden kabaracaktır. Evet arkadaşlar, yeni bir durumla karşı karşıyayız. Önceki stratejimizin çöktüğünü kabul edip, Avusturya’yı yeni stratejiye göre yeniden formatlamamız gerekiyor. Bu süreçte teşkilat olarak bazı kurbanlar vermemiz de gerekecek.”

 

***

 

Müslümanların ve bütün yabancıların Avusturya’yı terk etmesine yol açan olaylar zincirinin -“İslam Devleti’ne mal edilen saldırıların, hatta Müslümanlara mal edilen nefret içerikli sosyal medya kampanyasının da- arkasında “kontrol dışı bazı istihbarat elemanlarının” bulunduğu açıklanıyor ve bazı istihbaratçılar tutuklanıyor. Önde gelen medya organlarında hükümet “Avusturya’nın başını yere eğdiren korkunç hataların telafisi için radikal adımlar” atmaya, halk ise “bir nevi günah çıkarmaya” çağrılıyor. Televizyon sosyologları “Farklı kültürlere kendilerini kapatan toplumların entelektüel, sanatsal, bilimsel, endüstriyel ve siyasal üretkenliklerinin ister istemez azalacağı”nı vurguluyor. Televizyon psikologları da üzerlerine düşeni yapıyor. Bir tanesi şöyle konuşuyor mesela: “Avusturyalı şimdi geriye dönüp baktığında, Türk veya Arap komşusundan aslında hiçbir kötülük görmediğini, tam tersine, sadece güler yüz ve sevgi gördüğünü fark ediyor. Ve ona aynı şekilde karşılık vermemiş olmanın pişmanlığını duyuyor. Ve aslında onun neşesini, hayat doluluğunu kıskanmış olduğunu anlıyor. Ve o neşeyi, o hayat doluluğu paylaşmak için bir fırsat daha istiyor. Nasıl ki Türk Marşı’nı çekip alsanız Mozart eksik kalırsa, Türk’süz, Müslüman’sız kalan Avusturyalı da kendinde bir eksiklik hissediyor. Belki henüz farkında değil bunun. Farkına varmak için, son zamanlardaki bunalımının temeline inmesi gerekiyor. Bilinç altındaki sese kulak vermesi gerekiyor. Şöyle diyor o ses: Ben Müslüman komşumu geri istiyorum.”

 

Kısa keselim: Müslüman nostaljisi dalga dalga yayılıyor. “Müslüman komşumu geri istiyorum” mitingleri düzenleniyor. Müslüman dostu marjinal komünistler ve anarşistler el üstünde tutuluyor; mitinglerde, üniversitelerde, televizyonlarda bol bol konuşturuluyor. Gazetelerde çarşaf çarşaf multikültürel toplumun faziletleri anlatılıyor. İslam kelimesinin barıştan geldiği ve İslam’ın aslında gerçekten barışçı bir din olduğu da uzun uzun anlatılıyor. Batı’da bugün bile doğru dürüst gerçekleştirilemeyen multikültürel toplumların ve dolayısıyla toplumsal hoşgörünün en iyi örneklerini görmek için İslam tarihine, eski Bağdat’a, Endülüs’e, Osmanlı’nın Anadolu’suna ve İstanbul’una, Selanik’ine ve Saraybosna’sına bakmak gerektiği de uzun uzun anlatılıyor. Çağımızda yaşayan veya yaşamış olan birçok Müslüman liderin, hem de “siyasal İslamcı” ve çok dindar Müslüman liderlerin, mesela Tunus’un Gannuşi’si veya Bosna’nın İzzetbegoviç’inin ne kadar demokrat adamlar olduğu da uzun uzun anlatılıyor.

 

Ve başbakan konuşuyor: “Büyük bir travma geçiren Avusturya sonunda kendine geldi. Ne yazık ki, bütün sorumluları mutlaka hesap verecek olan o travma binlerce insanın hayatına mal oldu. Ölenlerin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Onların yakınlarından af diliyoruz. Ve ülkemizi terk etmek zorunda kalan herkese, en başta Müslümanlara diyoruz ki: Evet, bu ülke size kötü davrandı ama ne olursa olsun bu ülke sizin de ülkeniz ve artık düzeldi. Yaşadığı tecrübe öylesine korkunç ve aldığı ders öylesine büyük ki, bir daha bozulmamak üzere düzeldi. Lütfen ülkenize geri dönün. Sizi temin ederim ki, eskisinden daha iyi şartlarda yaşayacaksınız burada. Çektiğiniz sıkıntıları hiçbir şeyin tazmin edemeyeceğini biliyoruz, ama geri dönen herkese yüklü tazminat ödeyeceğimizi de belirtmek isterim.”

 

Gene kısa keselim: Bir tek Müslüman bile geri gelmiyor. Müslüman olmayan yabancılardan geri dönenler de çok sınırlı kalıyor.

 

***

 

Derken, Viyana’da bir hastanede yıllardır komada bulunan Türk genci uyanıyor. Kendine gelince kim olduğunu, neyin nesi olduğunu doktorlara ve hemşirelere tercüman aracılığıyla anlatıyor. Basın ve hükümet konudan haberdar ediliyor. “Avusturya’daki son Türk” haberi anında bütün ülkeye ve dünyaya yayılıyor. Türk gencinin kimliği ve memleketi ile ilgili ayrıntılar da haberde yer alıyor.

 

Hastanenin önü gazetecilerle, canlın yayın araçlarıyla doluyor. On binlerce Viyanalı ve ülkenin dört bir yanından gelen başka on binler de hastanenin önünde toplanıp, Türk gencine sevgi gösterisinde bulunuyor. Derin devletin alelacele imal ettiği Türk bayrakları bir şekilde kalabalığın ellerine tutuşturuluyor. Bir hoparlörden Kur’an sesi, ardından İstiklal Marşı yükseliyor. Televizyonlardaki canlı yayını izleyen milyonlar sevinçten çıldırıyor. Ülkenin her tarafında sevinç gösterileri yapılıyor, gündüz gündüz havai fişekler patlatılıyor. Cumhurbaşkanı, başbakan, içişleri bakanı, entegrasyon bakanı, çalışma bakanı, muhalefet liderleri, ünlü sanatçılar ellerinde çiçek ve çikolata kutularıyla (meşhur Mozart çikolataları) Türk gencini ziyarete geliyor. Başbakanın üç hediyesi daha var: Bakanlar Kurulu kararıyla ve jet hızıyla çıkarılan vatandaşlık belgesi, Avusturya pasaportu ve üzerinde “Yeni ülkende yeni bir başlangıç için” yazan bir zarfın içinde 100 bin avroluk bir çek.

 

Türk’süzlükten kırılan Neonazilerden bir heyet de ellerinde çiçeklerle Türk gencini ziyarete teşebbüs ediyor, ama hastanenin kapısındaki güvenlik görevlileri tarafından engelleniyor. Aralarında arbede çıkması üzerine, olaya şahit olan vatandaşlar “Naziler dışarı!” diye bağırıyor. Biraz sonra on binler bir ağızdan “Naziler dışarı! Naziler dışarı!” diye slogan atıyor. Bu slogan yarım saat içinde ülkenin dört bir yanına yayılıyor, “Son Türk”e sevgi gösterilerindeki bir milyon Avusturyalı tarafından hararetle haykırılıyor. O slogana “Muhammed içeri!” sloganı ekleniyor. Herkeste aynı motivasyon: “Son Türk”e sımsıkı sarılırsak, onu aramızda tutabilirsek, ona en güzel şekilde davranarak başka Müslümanlara ‘Bunlar gerçekten iyileşti’ dedirtebilirsek, bizi eski güzel Avusturya’ya geri götürecek yol açılabilir.

 

***

 

Türk genci Yozgat’taki ailesiyle telefonda görüştürülüyor. Ailesi ona Avusturya’da son yıllarda meydana gelen gelişmeleri, bütün Müslümanların ve diğer yabancıların Avusturya’yı niçin ve nasıl terk ettiğini anlatıyor. Bir de mesajları var; cumhurbaşkanından: “Uçak gönderiyorum. İki arkadaşımız hastaneye gelip seni alacak, uçağa bindirip memlekete geri getirecek. Sakın Avusturyalıların sözlerine kanıp orada kalayım deme. Sana ne vaat ederlerse etsinler, ne verirlerse versinler, ‘Beni satın alamazsınız’ de!” Annesi ilave ediyor: “Hemen dönmezsen sütümü helal etmem.”

 

***

 

Viyana Havaalanı’na uzun zaman sonra inen ilk ve son Türk Hava Yolları uçağı.

 

“Son Türk” de içinde.

 

Motorları çalıştırılıyor, tekerleri dönmeye başlıyor, yavaş yavaş hızlanıyor ve nihayet pistten kalkıyor.

 

Uçak göğe yükselirken, Avusturya kasvetli bir karanlığa gömülüyor.

 

ENDE / SON